Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030)

Yapay zekâ uzun süredir hayatımızda. Ne var ki, son birkaç yıldaki gelişmeler bu teknolojinin artık yalnızca teknoloji şirketlerinin meselesi olmaktan çıktığını gösterdi.
Bugün bir banka kredi değerlendirmesinde, bir hastane teşhis süreçlerinde, bir insan kaynakları departmanı işe alım kararlarında, hatta bir hukuk bürosu sözleşme incelemelerinde yapay zekâdan yararlanabiliyor. Teknoloji kullanım alanını genişlettikçe yeni bir soru beliriyor:
Bu sistemler nasıl denetlenecek?
Son birkaç yıldır dünyanın pek çok ülkesinde verilen mücadele, tam da bu sorunun yanıtını aramaya yönelik. 13 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi’nde açıkladığı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) da bu arayışın Türkiye ayağındaki en somut adımlardan biri.
İlk bakışta belge bir politika dokümanından ibaret görünebilir. Ortada yeni bir kanun yok; şirketlere doğrudan yükümlülük getiren bağlayıcı bir düzenleme de bulunmuyor.
Ne var ki teknoloji hukukundaki köklü dönüşümler çoğu zaman kanunlarla değil, strateji belgeleriyle başlar. Bugün Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası (AI Act) olarak bildiğimiz düzenleme de yıllar süren politika çalışmalarının, uzman raporlarının ve strateji belgelerinin ardından şekillenmiştir.
Bu nedenle Eylem Planı’nı yalnızca bir vizyon belgesi olarak okumak eksik kalır. Bir hukukçu için asıl soru şudur: Türkiye bu belgeyle geleceğe dair nasıl bir mesaj veriyor?
Bu sorunun yanıtını anlayabilmek için önce Türkiye’nin son birkaç yılda yapay zekâ alanında izlediği yola bakmak gerekiyor.
Türkiye’nin Yapay Zekâ Yolculuğu: Kronolojik Bir Bakış
2021 — Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi
Türkiye’nin bu alandaki ilk kapsamlı politika belgesi, 2021’de yayımlanan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) oldu. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca hazırlanan belge; yapay zekâ uzmanı yetiştirilmesi, araştırma kapasitesinin artırılması, kamu hizmetlerinde yapay zekâ kullanımının yaygınlaştırılması, veri ve teknik altyapının geliştirilmesi ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi gibi hedefleri ortaya koydu.
Bu dönemde Türkiye’nin yaklaşımı ağırlıklı olarak yapay zekânın geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına odaklanıyordu; düzenleme ve denetim henüz gündemin merkezinde değildi.
Ekosistemin Kurumsallaşması (2021 Sonrası)
2021’den sonra yapay zekâ alanında çalışan kurum ve platformların sayısı belirgin biçimde arttı. Öne çıkan yapılar şunlar:
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi — dijital dönüşüm politikalarının koordinasyonundan sorumlu ana yapı olarak çalışmaların merkezinde yer aldı. (cbddo.gov.tr)
TÜBİTAK Yapay Zekâ Enstitüsü — makine öğrenmesi, büyük veri, doğal dil işleme, karar destek sistemleri ve kamu projeleri başta olmak üzere kamu destekli en önemli araştırma merkezlerinden biri hâline geldi. (yte.org.tr)
TÜBİTAK BİLGEM — son dönemde özellikle Türkçe büyük dil modeli ve üretken yapay zekâ projeleriyle öne çıkıyor. (bilgem.tubitak.gov.tr)
Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi (TRAI) — girişimleri, yatırımcıları ve kurumsal şirketleri bir araya getiren başlıca platformlardan biri. (turkiye.ai)
Yapay Zekâ Vizyonu Platformu — Eylem Planı’nın hazırlık sürecini yürütmek üzere 2026’da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından kuruldu. (yapayzekavizyonu.sanayi.gov.tr)
Dünyada Oyunun Kurallarını Değiştiren Düzenleme: AB Yapay Zekâ Yasası
Türkiye’deki gelişmeleri yerli yerine oturtmak için Avrupa Birliği’nin attığı adımlara bakmak gerekiyor. Çünkü bugün yapay zekâ hukukunun yönünü belirleyen en önemli gelişme, hiç şüphesiz AI Act.
2024’te kabul edilen ve Ağustos 2024’ten itibaren aşamalı olarak yürürlüğe giren AI Act, dünyanın ilk kapsamlı yapay zekâ düzenlemesi olarak kabul ediliyor. Önemi yalnızca Avrupa’da uygulanacak olmasından kaynaklanmıyor: GDPR’ın veri koruma hukukunda yarattığı “Brüksel Etkisi” düşünüldüğünde, AI Act’in de küresel bir standart hâline gelmesi bekleniyor.
AI Act’in temel mantığı yalın: her yapay zekâ sistemi aynı riski taşımaz. Bir müşteri hizmetleri sohbet botu ile bir kişinin kredi başvurusunu ya da işe alımını değerlendiren bir sistem aynı kefeye konulamaz. Bu nedenle sistemler kabul edilemez risk, yüksek risk, sınırlı risk ve düşük risk olarak sınıflandırılıyor; risk arttıkça geliştiricilerin ve kullanıcıların yükümlülükleri de artıyor. İşe alım, kredi değerlendirme, eğitim ve kritik altyapılarda kullanılan sistemler genellikle yüksek riskli kategoride değerlendiriliyor ve şeffaflık, insan gözetimi ile uygunluk değerlendirmesi gibi yükümlülüklere tâbi tutuluyor.
Bu risk temelli yaklaşım, bugün Kanada’dan Brezilya’ya, Birleşik Krallık’tan Japonya’ya kadar pek çok ülkenin düzenleme çalışmalarını etkilemeye başlamış durumda. Türkiye de bu akımın dışında değil.
TBMM Yapay Zekâyı Gündemine Aldı (2024)
2024, Türkiye açısından bir dönüm noktası oldu.
Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu. Resmî Gazete’de 5 Ekim 2024’te yayımlanan kararla TBMM bünyesinde bir Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon; yapay zekânın ekonomik etkilerini, hukuki risklerini, kamu politikalarına yansımalarını ve uluslararası uygulamaları incelemekle görevlendirildi. Bu, yapay zekânın ilk kez yasama organı düzeyinde kurumsal bir çalışma konusu hâline geldiğini gösteriyordu. Komisyon, çalışmalarını tamamlayarak 2026’nın ilk yarısında raporunu kamuoyuyla paylaştı.
İlk Yapay Zekâ Kanun Teklifi. Aynı dönemde Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Kanun Teklifi de TBMM’ye sunuldu (25 Haziran 2024). Teklif yasalaşmasa da hukuk dünyası için önemliydi: Türk hukukunda ilk kez yüksek riskli yapay zekâ sistemleri, şeffaflık, hesap verebilirlik, insan gözetimi, uygunluk değerlendirmesi ve yapay zekâ sağlayıcılarının sorumluluğu gibi kavramlar sistematik biçimde tartışılmaya başlandı. Teklifin dili ve yaklaşımı incelendiğinde AI Act’ten belirgin biçimde etkilendiği görülüyor.
Bu ilk teklifi izleyen dönemde konu gündemden düşmedi; 2025 boyunca yapay zekâya ilişkin yeni kanun teklifleri TBMM’ye sunulmaya devam etti. Bu da yasama ilgisinin tek seferlik bir girişim değil, süreklilik kazanan bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor.
2026 Eylem Planı Ne İfade Ediyor?
İşte tüm bu birikimin ardından, 2026’da Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı açıklandı. Dolayısıyla belgeyi tek başına değerlendirmek doğru olmaz; Plan aslında 2021 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’nin, TBMM çalışmalarının, kanun tekliflerinin ve AI Act sonrası küresel gelişmelerin doğal devamı niteliğindedir.
Plan, dört temel eksen üzerine kuruludur — her eksende birbirini tamamlayan dört eylemle:
Fark Et — yapay zekâ okuryazarlığı, eğitim programları ve insan kaynağı. (Plan kapsamında 81 ilde kurulacak atölyelerle iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi hedefleniyor.)
İstifade Et — kamu hizmetlerinde yapay zekâ kullanımı, verimlilik artışı ve dijital dönüşüm.
Üret — Türkçe büyük dil modelleri, yerli çözümler, araştırma fonları ve hesaplama altyapıları.
Yönet — risk temelli yönetişim, düzenleyici deney alanları (regulatory sandbox), veri yönetişimi ve uluslararası standartlarla uyum.
Hukukçular açısından asıl dikkat çekici başlık sonuncusudur. Nitekim Plan’ın tanıtımında; yeniliğin önünü açarken kullanıcı haklarını, mahremiyeti ve güvenliği koruyan, yatırımcıya öngörülebilirlik sağlayan ve “orantılı risk yaklaşımına” dayalı bir düzenleyici çerçeve oluşturulacağı açıkça ifade edildi.
Türkiye AI Act’e mi Yaklaşıyor?
Bugün için Türkiye’de AI Act benzeri, yürürlükte bir kanun bulunmuyor. Ancak kullanılan terminoloji dikkat çekici. Eylem Planı’nda yer alan orantılı/risk temelli yönetişim, güvenilir yapay zekâ, düzenleyici deney alanları, şeffaflık ve veri yönetişimi kavramları, AI Act’in temel yaklaşımıyla büyük ölçüde örtüşüyor.
Planın AI Act ile örtüşen ve henüz karşılığını bulmamış yönlerini aşağıdaki tablo özetliyor:
Konu | AB Yapay Zekâ Yasası | Türkiye Eylem Planı |
|---|---|---|
Risk temelli yaklaşım | Var | Var |
Yasaklı yapay zekâ uygulamaları | Var | Henüz yok |
Yüksek riskli yapay zekâ | Var | Bekleniyor |
GPAI (genel amaçlı YZ) düzenlemesi | Mevcut | Beklemede |
Düzenleyici deney alanı (sandbox) | Mevcut | Planlanıyor |
Şeffaflık yükümlülükleri | Mevcut | Bekleniyor |
Türkiye’nin mevcut yaklaşımı AB AI Act’e yakın görünmektedir. Bu da Türkiye’nin sıfırdan ve tamamen farklı bir model yerine, Avrupa Birliği’ndeki gelişmelerden beslenen yerel bir düzenleme mimarisine yönelmesinin daha olası olduğunu düşündürüyor.
Yakınsama Nerede Biter, Ayrışma Nerede Başlar?
Ne var ki “AI Act ile uyumlanmak”, “AI Act’i kopyalamak” anlamına gelmez. Kavramsal benzerlikler, kurumsal mimaride önemli ayrışmalara yol açabilir.
Avrupa Birliği; tek ve kapsamlı bir düzenleme, net risk kategorileri, bir uygunluk değerlendirme süreci, genel amaçlı yapay zekâ (GPAI) modellerine ilişkin özel kurallar ve piyasa gözetim otoritelerinden oluşan bütünleşik bir çerçeve kurmuştur. Türkiye’nin bugüne kadarki yasama çalışmaları ise farklı bir yaklaşımı yansıtıyor: bağımsız bir “Yapay Zekâ Kanunu” çıkarmak yerine, başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere mevcut kanunlarda değişiklik yapma, denetimi BTK gibi mevcut kurumlara bırakma ve deepfake ile içerik sorumluluğu gibi somut risklere odaklanma eğilimi görülüyor.
Bu nedenle olası senaryo; AI Act’in risk dilini ve kavramsal çerçevesini ödünç alan, ancak kurumsal yapı, uygulama modelleri ve GPAI gibi konularda kendi rotasını çizen hibrit bir modeldir. Kısacası Türkiye, Avrupa’nın “ne”sini benimserken “nasıl”ında kendine özgü bir yol izleyebilir.
Bundan Sonra Ne Beklemeliyiz?
Mevcut tabloya bakıldığında, gidişat oldukça açık:
Yıl | Gelişme |
|---|---|
2021 | Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) |
2021–25 | Kurumsal yapılar ve araştırma merkezleri |
2024 | AB Yapay Zekâ Yasası (AI Act) kabul edildi |
2024 | TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu kuruldu |
2024 | Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Kanun Teklifi sunuldu |
2025 | TBMM’ye yeni yapay zekâ kanun teklifleri sunulmaya devam etti |
2026 | Yapay Zekâ Vizyonu Platformu kuruldu |
2026 | Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) açıklandı |
Bu kronoloji, Türkiye’nin yalnızca teknoloji üretmeye değil, aynı zamanda bir yönetişim ve düzenleme modeli kurmaya çalıştığını gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ yönetişim standartları, yüksek riskli sistemlere ilişkin kurallar, şeffaflık yükümlülükleri, denetim mekanizmaları, sektör bazlı düzenlemeler ve nihayetinde olası bir Yapay Zekâ Kanunu’nun gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır.
Takvime ilişkin gerçekçi bir öngörü şöyle: kısa–orta vadede (yaklaşık 12–24 ay) şeffaflık ve deepfake etiketlemesi gibi konular, sektör bazlı düzenlemeler ve mevcut kanunlarda hedefli değişiklikler ön plana çıkabilir; kapsamlı ve bağımsız bir AI Act’in olgunlaşması ise daha uzun sürebilir ve takvim belirsizliğini koruyor.
Bu dönüşüm yalnızca devleti değil, kamu kurumlarını ve özel şirketleri de doğrudan ilgilendiriyor.
Kurumlardan ve Özel Şirketlerden Beklentiler
Eylem Planı doğrudan yükümlülük getirmese de, kamu kurumlarına ve özel şirketlere aynı anda hem yeni fırsatlar hem de zımni beklentiler sunuyor. Bu iki yönü ayrı ayrı görmekte fayda var.
Açık Veri ve Altyapı: Yeni Fırsatlar Getiriyor
Planın üzerinde durulması gereken başlıklarından biri açık veri. Plan kapsamında; sağlık, tarım, savunma ve e-ticaret başta olmak üzere en az 2.000 kamu veri setinin, kurulacak Ulusal Veri Kütüphanesi aracılığıyla araştırmacıların, girişimcilerin ve yerli geliştiricilerin kullanımına açılması hedefleniyor.
Peki “açık veri imkânı” ne ifade ediyor? Özetle: bugüne kadar kamu kurumlarının elinde dağınık ve çoğu zaman erişilemez biçimde duran verilerin, belirli kurallar çerçevesinde yeniden kullanılabilir hâle gelmesi. Bir yapay zekâ modelinin başarısı büyük ölçüde eğitildiği verinin niteliğine ve genişliğine bağlı olduğundan; kaliteli, geniş ve yerel bağlama uygun kamu veri setlerine erişim, özellikle Türkçe çözümler geliştiren şirketler için kritik bir rekabet avantajına dönüşebilir.
Açık verinin yanı sıra plan; KOBİ’lere yönelik yapay zekâ kuponlarını, enerjisi ve altyapısı hazır “yapay zekâ büyüme bölgelerini”, kamunun yerli çözümlerin ilk alıcısı olmasını ve veri merkezi–bulut–yapay zekâ altyapılarında özel sektör ağırlıklı büyük ölçekli bir yatırım seferberliğini öngörüyor. Bunlar, özel sektör için somut iş ve büyüme fırsatları anlamına geliyor.
Ancak “Açık” Veri, “Serbest” Veri Demek Değil
Hukukçu gözüyle bakıldığında “açık” sıfatı, “her türlü kullanıma serbest” anlamına gelmiyor. Kamuya açılan veri setlerini kullanan şirketler bakımından şu başlıklar öne çıkıyor:
Kişisel veri ve KVKK: veri kişisel veri içeriyorsa, “açık” olması KVKK yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; anonimleştirme, hukuki dayanak ve amaçla bağlılık ilkeleri geçerliliğini korur.
Yeniden kimliklendirme (re-identification) riski: anonim sayılan veri setlerinin başka kaynaklarla birleştirilerek kişilerin yeniden tanımlanabilmesi, başlı başına bir hukuki ve itibari risk doğurur.
Kullanım koşulları ve lisanslar: açık veri çoğu zaman belirli lisans ve kullanım şartlarına tabidir; ticari kullanım, atıf ve yeniden dağıtım kuralları gözetilmelidir.
Hassas sektörler: sağlık verisi başta olmak üzere özel nitelikli veriler, “açık” olsa dahi ek koruma ve sınırlamalara tabidir.
Bunun Karşılığında Beklenenler
Devlet; veriyi, altyapıyı ve teşviki masaya koyarken, kurum ve şirketlerden de yapay zekâyı sorumlu biçimde yönetmelerini bekliyor. Risk temelli bir çerçeveye doğru ilerlerken veri yönetişimi, şeffaflık, insan gözetimi ve hesap verebilirlik konularında olgunlaşmak giderek daha belirleyici hâle gelecek.
Bugün pek çok şirket yapay zekâyı operasyonlarının farklı aşamalarında kullanıyor; ne var ki çoğu kurum henüz şu sorulara sistematik bir yanıt verebilmiş değil:
Hangi yapay zekâ sistemlerini kullanıyoruz?
Bu sistemler hangi verilerle çalışıyor?
Ürettikleri kararlar ne ölçüde açıklanabilir?
İnsan denetimi hangi seviyede?
Hatalı çıktılar nasıl yönetiliyor?
Eylem Planı’nın en önemli etkilerinden biri, şirketleri bu sorularla daha erken yüzleştirmesi olabilir. Çünkü dünyadaki eğilim artık yalnızca yapay zekâ geliştirmek değil, yapay zekâyı yönetebilmek yönünde ilerliyor — ve görünen o ki Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmak istemiyor.
Önerilen Aksiyonlar
Yukarıdaki sorulara bugünden hazırlanmak isteyen kurumlar için önerdiğimiz aşamalı yol haritası, düzenleyici belirsizlik döneminde dahi proaktif bir uyum kapasitesi geliştirmeyi amaçlıyor.
Kısa Vadede (0–12 Ay)
Yapay zekâ yönetişim politikasının (AI Governance Policy) hazırlanması
Yapay zekâ envanterinin oluşturulması
Yapay zekâ kullanım haritasının çıkarılması
Tedarikçi ve üçüncü taraf yapay zekâ incelemesinin yapılması
Orta Vadede (12–24 Ay)
Yapay zekâ risk değerlendirmelerinin yürütülmesi
Model doğrulama süreçlerinin kurulması
Yapay zekâ denetim mekanizmalarının oluşturulması
KVKK uyumluluk kontrollerinin yapılması
Uzun Vadede (24–48 Ay)
AI Act benzeri düzenlemelere hazırlık
Düzenleyici deney alanı (sandbox) programlarına katılım
Yerli büyük dil modeli (LLM) entegrasyonları
Regülatif raporlama sistemlerinin kurulması
Sonuç
Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nı yalnızca yeni bir politika belgesi olarak değerlendirmek eksik olur. Belge; son beş yılda oluşturulan stratejilerin, kurumsal yapılanmaların, meclis çalışmalarının ve uluslararası gelişmelerin bir bileşkesi olarak ortaya çıkmıştır.
Türkiye’de henüz kapsamlı bir Yapay Zekâ Kanunu bulunmuyor. Ancak gelinen noktada ülkenin yapay zekâyı yalnızca geliştirmeyi değil, aynı zamanda düzenlemeyi ve yönetmeyi de hedeflediği açıkça görülüyor.
Bu nedenle 2026 Eylem Planı’nı bir varış noktası olarak değil, Türkiye’nin olası yapay zekâ regülasyon rejimine giden yolda önemli bir kilometre taşı olarak okumak gerekir.
